İçeriğe geç
Anasayfa » Bir Devlet Hastanesi Macerası 2: Tedavi Süreci Belirsizliği

Bir Devlet Hastanesi Macerası 2: Tedavi Süreci Belirsizliği

Devlet hastanesinde tedavi görenler, özellikle ameliyat olanlar iş akışına aşinadır. Hastane Takip sistemi henüz yoktur. İlk müdahale aşaması ne kadar zorsa, sonraki takip aşaması da o kadar zordur. Zira tecrübeyle sabittir ki: Çeken bilir.

Hastanede sıra beklerken patlayan apandisit sonrasında, direnin çıkarılması macerası başlı başına bir serüvendi. Sabah dokuzda odaya alındım ve akşamüzeri beşte, diren ancak çıkarıldı. Gerekçe: direni çıkaracak doktorun ameliyatta olmasıydı. Devasa devlet hastanesinde direni çıkaracak personel yoktu.

Platin Sahibi Olmak Ayrıcalık Sayılır mı?

Ameliyat olduğumuz hastaneden taburcu olunca ne yapılır? Ben nereden bileyim? İki platin ve yirmi üç vida, üstüne üstlük dize kadar mumyalanmış bacağımla, beynim kendini izne çıkarmıştı. Hatırladığım tek şey, ameliyatı eden doktorun, refakatçime söylediği şu sözdü:

ÇAMSAKURA şehir hastanesi

“Kimse, kimsenin yaptığı işi beğenmez!”

Oysa iş akışında doktorun ikametimize yakın bir hastaneye yönlendirme yaparak, hangi doktorla temasa geçmemiz gerektiğini söylemesi, daha çözüm odaklı olurdu. Bacağın iki taraflı yarılmış, halkalı zımbalarla zımbalanmış şekilde taburcu oluyorsun. Nasıl bir tedavi sürecinin uygulanacağı bilmiyorsun.

Çocuk doğduğu zaman, belirli aralıklarla ebeveyni aranarak; “Şu aşının vakti geldi, şu testin yapılması gerekiyor!” şeklinde ısrarcı bir şekilde aranıyorsunuz. Eğer çağrılara cevap vermezseniz, durum taciz aşamasına geliyor ve en nihayetinde, gelip feragatname imzalamanız isteniyor.

Tedavinin İkinci Aşaması Takip ve Yönlendirme Olmalıdır

Evet dostlar, yeni doğanlar için işleyen bu çark, yetişkinler için de uygulanamaz mı? Zira bir ameliyatta kullanılan malzeme ve harcanan emeğin bedeli, vatandaştan toplanan alın terinden karşılanıyor. Onca harcamanın bedelinin boşa gitmemesi için de takip sizce de gerekmez mi? Hasta yönlendirilmediği veya tedavisi aksatıldığı zaman ne olur? Hem hasta acı ve sıkıntı çeker hem de devlet fuzuli yere kapital harcar.

Kırık Ayak ve Platin

Peki, böyle bir şeye gerek var mı? Hastanın tedavi süreci devam edecekse, neden yönlendirme ve takip yapılmaz, iş akışı kendi haline bırakılır? Taburcu olduğumuzda hangi hastaneden, hangi bölümden randevu alınıp, nasıl bir süreç uygulanacağı konusunda yönlendirilmedik. Tek öğrendiğimiz, bir doktorun yaptığı ameliyatı, başka bir doktorun beğenmeyeceği oldu.

Doğaçlama Randevu Aldık ama Sonuç Alamadık

Ülkemizin en büyük şehir hastanesinden iki hafta sonrasına randevu alabildik. Özellikle profesör unvanlı biri olması için, açık randevu aradık ve bulduk. Muayene günü geldi çattı ve randevuya gittik. Gel gör ki umduğumuzu bulamadık. Muayene odasında ismi yazan doktoru beklerken, odada dün mezun olmuş gibi duran genç bir doktoru bulduk. Gençliğin verdiği toylukla gelen hastaları tespih tanesi dizer gibi muayene ediyordu. Genç bir doktor olmasına rağmen röntgen gözleriyle hastaya bakıyor, tedavi aşamasını anlatmasına gerek kalmadan, iki hafta sonrasına randevu veriyordu.

Sıramız gelince odaya girdik. Saçı başı ağarmış, profesör etiketli doktoru beklerken oturduğu masayı kaplayamayan genç doktora hikâyemizi anlattık. Detaya inmedi, elimize iki adet bloknot verip, röntgen çektirmemizi, alçıyı çıkarttırıp kontrol için sıra almamızı istedi.

İşleyişe Hayran Olmadık ama Ayran Olduk

İşleyiş şu şekilde: Elinizdeki bloknotla, koridordaki sekretere gidiyorsunuz ve bekliyorsunuz. Neden derseniz, eski tüp kuyruğu kadar uzun olmasa da on kişilik bir kemik ekibi ne olur ne olmaz düşüncesiyle sırayı boş bırakmıyor. Latife bir yana, o bölümün sekreteri olduğu için, röntgen bölümü için onay vermesi gerekiyor, sonrasında röntgen bölümünden sıra alabiliyorsunuz. Doktorun önünde bilgisayar var, doktorun eli ayağı var, acaba oradan bir tuşa basarak neden doğrudan röntgen sırası alınamıyor diye insan düşünüyor.

Sırayı bekleyip onay aldıktan sonra, röntgen bölümüne gidiyorsunuz. Orada tekrar kimlik numarası ile röntgen sırası alıyorsunuz. Yazması kolay da bu aşamaları atlatmak biraz zordur. Ayağınız alçıda, tekerlekli sandalyedesiniz, refakatçinizin de kendini zor idare eden biri olduğunu düşünün, ama fazla düşünmeyin. Ve bu aşamaların sürüp gideceğini tasavvur edin.

Röntgen çektirdik, alçıyı çıkarttırdık ve tekrar kontrol için sıra aldık; bu aşamalar yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Tabii bu arada hastanın durumuna da bakmak lazım gelir.

Hastanın ayağı alçıdan ve sargıdan çıkmış durumda. Ameliyatın henüz ikinci haftası olduğu için, iki taraflı halka şeklinde dikişli yaranın tazeliğini görebiliyorsunuz. Tekerlekli sandalyede ayak zorunlu olarak aşağı doğru duruyor. Ameliyattan zarar gören kılcal damarlar kanı kalbe gönderemediği için ayak çok kısa zamanda biraz şişiyor ve morarıyor. Çünkü kan kalbe gönderilemiyor. Bu şekilde bir buçuk saat doktorun kontrol sırasını bekliyorsunuz.

Tedavi Aşaması, Ameliyat Aşamasından Daha Zor Geçiyor

Hastanın durumuna istinaden kontrol için doktordan öncelik istedik:

“Sıranızı bekleyin!”

Biz de sıramızı bekledik. Ameliyat bölgesinin aşağısını gören sıra bekleyenler, morarmış ayağa bakarak kendi aralarında fısıldaşıyordu.

Nihayet sıramız gelmişti, teknolojiyi takip eden hastanedeki ekranda ismimiz yazıyordu. Ne kadar sevinsek azdı. İçeri girdik ve muayene edilip tavsiye bekledik, hatta biraz abartıp, tedavi sürecinde neler yapacağımızı öğrenecektik. Genç doktor bu arada biraz daha uzman bir doktoru odasına çağırmıştı. Gelen uzman doktor bizim için gelmişti. Ama hasta için gelmemiş gibi davranıyordu. Bilgisayarda benim ayak röntgenime bakıyor, eviriyor çeviriyor, yanındaki doktora bir iki anlamadığımız kelime söyleyip çıktı gitti.

Şimdi genç doktorumuz bizi aydınlatacaktı ve aydınlattı. İki hafta sonraya randevu verdi ve bizi takip bölümüne yönlendirdiğini söyledi. Uzun bir bekleyiş sürecinden sonra aldığımız tavsiye şuydu: “Ayağının üzerine basma!”

Bu betimleme içimize su serpti, tedavi sürecinin nasıl geçeceğini anlamış olduk. Üzerine basmayacaktık. Sonra aklıma geldi: Ben neden fakirim, tedavi olacak param yok?

Takip Aşaması Devam Ediyor! Gelişme ve Değişme Yok

İki hafta sonra tekrar hastanedeydik. Aşama aynı şekilde devam etti. Önce doktorun odasına gidiyorsun, hiçbir işlem yapmadan, seni röntgen odasına gönderiyor, alçıyı çıkarma odasına yolluyor ve tekrar kontrol randevusu alıyorsun. Artık aşamayı öğrenmiştik. Acaba sonraki ikinci hafta randevusu için doğrudan röntgene yönlendirseler de içeri girip kâğıt alıp, sekreter sırasına girip, röntgen sırasına gitmeye gerek kalmasa olmaz mıydı?

Gerçi biz doktorlardan daha mı iyi bileceğiz? Bunlar sistemi uyguluyor, acaba sistemi kuranlar veya kurması gerekenler nerede? Moraran ayakla, iki hafta sonrası için randevu almak için beklemenin ne anlamı var?

Röntgen çekilip geldik, içeri girdik, iki hafta sonrası için tekrar randevu aldık, elbette tedavi ve takip sürecinde tavsiye de aldık: “Ayağının üzerine basma!”

Elbet Bir Gün İşinin Ehli, Sistem Kuran Birileri Gelecek

Eleştirmeyi hiç sevmem, ama her yazım sanki eleştiri kokuyor. Aslında acı tespitlerim, eleştiri olarak algılanıyor. Elbette bu aksaklık sadece devlet hastanelerinde olmuyor. Kendini kurumsal firma gibi gören ama kurumsallığın yanından teğet geçen özel firmalarda da oluyor. Sistem varsa iyi kötü herkes bir şekilde ona uyuyor, onu uyguluyor. Ancak sistemsizlik, sistem olduysa buna yapacak bir şey yok. Kişilerin kendi çabaları, gösterdikleri gayret olabilir ve vardır. Ama bu çabalar bir atımlık barut gibidir.

Hedefe varmak istiyorsak, sistem kurmalıyız. İş masa başında programlanır ama sahada tatbik edilerek, eksikleri tespit edilip, çözümlenir. Devasa yapılardan ziyade işleyen bir sistem hastaların hayatını kolaylaştırır. Boş ve hantal bir yapı, hem devlete yüktür hem de hastalara eziyettir.